Skip to content

Hipnodoğum nedir?

Hipnodoğum, doğum sırasında annenin ve doğumda ona eşlik edecek kişinin korkularından arınıp güven duygusu inşa etmesi için tasarlanan, doğum öncesi döneme özel derinlemesine gerçekleştirilen dersleri kapsamaktadır. Zihni, rahatlamaya ve olumsuz düşüncelerden kurtulmaya programlayan, böylelikle sakin kalıp rahatlamanızı ve kontrolü elinizde tutmanızı sağlayan doğum için özel olarak tasarlanmış bir hipnoterapidir.

Kolay ve rahat bir doğum deneyimi yaşamak için kadınların, korkuların ve korku-endişe-ağrı döngüsünün etkisi altında kalmamış bir normal doğum sırasında rahmin işlevini doğal bir şekilde nasıl gerçekleştirdiğini anlamaları gerekmektedir.

Hipnodoğum ile ilgili sadece bir kitap okuyarak bile pek çok şeyi şeyi anlamanız mümkündür fakat sınıflarda katılım gösterdiğiniz zaman, her şey daha gerçekçi bir hal alır ve aynı zamanda bu deneyimi kendiniz üzerinde tek başınıza gerçekleştirmenizi de sağlar. Hipnodoğumun büyük bir kısmı, doğum yapma korkusunu yenmeye odaklanmaktadır. Dersler, rahatlamayı, nefes alıp vermeleri ve zihinde canlandırmaları içerir ve en önemlisi de doğumunuzu, her aşamada ne yaşayacağınızı ve doğum partnerinizle birlikte ne yaparsanız doğum için yararlı olacağını bilerek gerçekleştirmenizi sağlar.

Hipnodoğumun diğer doğum öncesine yönelik sınıflardan farkı nedir?

Hipnodoğum, olumsuz yerine olumlu sonuçlar üzerinde durmaktadır; olumlu sonuçlara, yani sakin, rahat ve kontrollü doğuma odaklanmaktayız. Hipnodoğum, ilk olarak, derinlemesine rahatlama ve zihinde canlandırmalar yoluyla bilinçaltında doğumun olumlu ve güvenli bir deneyim olduğuna dair yeni bir anlayış edinme üzerine kuruludur.

Hipnodoğum tekniklerinin düzenli uygulanması sonucunda, anne, doğum sırasında kendine daha çok güvenir ve vücudu rahatlayarak kolayca esner. Acil müdahale gerektiren bir durumda, kan akışı, eller ve bacaklar yerine enerji üretimini sağlamak için iç organlara yönelir. Doğumda rahim kaslarını devreye sokan Oksitosin hormonu üretilir. Vücutta doğal ağrı kesici görevini gören, böylece annenin acı yerine büyük bir mutluluk hissetmesini sağlayan Endorfin hormonu salınır. Sonuç olarak da anne, kendini sakin, rahat ve kontrolde hisseder.

Fakat bilinçaltı zihnine doğumun tehlikeli olduğu işlenmişse, anne, doğuma korkulu ve endişeli bir şekilde gider. Yaşadığı adrenalin, vücudunu etkileyerek görevini en iyi şekilde yerine getirmesini engeller.  Vücudu, doğuma karşı ‘savaş ya da kaç tepkisi’ verir. Kanı, üreme sistemine değil, temel kaslara ve akciğerlere dolar. Bunun sonucunda ise, kasılmaları oldukça ağrılı olabilir ya da kasılmalar durabilir ve anne doğumu yerine getiremeyecek durumda olduğundan müdahale veya hatta acil sezaryen doğum gerekebilir. Böylelikle, doğum deneyimi olumsuz bir hal almış olur.

Hipnodoğum, annenin doğal doğuma dair içgüdülerine ve hamilelik ve doğum sırasında kendine duyacağı güven üzerine odaklanmaktadır. Doğumda güçlü bir iletişim kurarak birbirlerini destekleyebilmeleri için anne ile doğum partneri ve anne ile doğacak bebeği arasında nasıl güçlü bir bağ kurulabileceğini öğretmektedir.

Gerçekten işe yarıyor mu?

Hayalini kurdukları gibi bir doğum gerçekleştiren çok fazla anne var; birçok görüşe, hatta babaların bu konudaki düşüncelerine ulaşmanız mümkündür. Bazı doğum raporlarını, buraya ve buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz.

Aynı zamanda, hipnodoğum gerçekleştiren tanınmış kişiler ve ünlüler de medyada gösterilmektedir. Medyanın, Cambridge Düşesi Kate Middleton’un, Prens George’u dünyaya getirirken gerçekleştirdiği doğum muhteşem bir örnek olarak gösterilebilir. Kate, bebeğini başkalarının uygun gördüğü şekilde değil, kendi istediği yoldan doğurmak için Kraliyet protokollerine karşı gelince, birçok kadının, bebeklerini kendileri için uygun olan şekilde doğurabilme olasılığına yönelik cesaretlenmelerini sağlamıştır.

Royal Wolverhampton Hastanesi Devlet Sağlık Hizmetleri’nin 2012 İstatistikleri, anneler, hipnodoğum tekniklerini uyguladığı zaman acil sezaryen, isteğe bağlı sezaryen ve aletli doğum oranlarının, %20 oranda azaldığını göstermiştir.

Faydaları nelerdir?

Genel nüfus rakamlarıyla karşılaştırıldığında, hipnodoğumun aşağıda belirtilenlere neden olduğuna dair iddiaları onaylayan birçok çalışma gerçekleştirilmiştir:

Ortalama doğum süresinin azalması

Daha düşük sezaryen doğum oranları

Gaz ve epidural gibi ağrı kesici ilaçların kullanımının azalması

Daha kolay ve rahat doğum deneyimleri (Anne tarafından beyan edilmiş ve gözlemlenmiştir)

Doğum partnerlerinin bilgi sahibi, ilgili ve destekleyici olması sonucunda anneler için daha büyük bir duygusal doyum yaşama imkânı

Aynı zamanda, ikinci veya daha sonraki doğumlarda, hipnodoğum tekniklerini kullanan anneler, diğer doğum deneyimlerine nazaran daha kontrollü, kendinden emin, rahat, odaklanmış ve korkusuz hissettiklerini belirtmiştir.

Bunlara ek olarak, doğal doğumdan sonra bebekler daha uyanık olma ve emzirmeyi daha iyi benimseme eğiliminde olurlar. Doğumda ve 5 dakika sonrasında, daha yüksek Apgar skorlarına sahip olurlar. Bebekler, aynı zamanda daha sakin olup, daha iyi beslenir ve uyurlar, sancı, reflü ve diğer yaygın rahatsızlıkların belirtileri daha az olur ve dünyaya normal bir hızda nazik ve sakin bir şekilde getirildiklerinden dolayı daha düşük bir travma geçirirler.

Babalar ve doğum partnerleri, doğumda daha çok yer alma şansını elde eder; hipnodoğumu deneyimleyen birçok baba, hamileliğe ve bebeğe karşı daha güçlü bir bağ hissettiğini belirtmiştir. Hipnodoğumda, annenin, babanın, doğum partnerinin veya bebeğin, doğum ve doğum yapmaktan korkması söz konusu değildir. Doğum partneri, doğum yapan annenin sakin kalmasına ve onlara öğretilen tekniklere odaklanmasına yardım ederek doğum sürecinin önemli bir parçası olur. Sonuç olarak, babalar, yardım edebildikleri ve doğumda etkin bir rol üstlenebildikleri için gururlanırlar.

Peki ya doktorum normal doğum yapamayabileceğimi ve müdahalelerin veya sezaryen doğumun gerekebileceğini söylerse?

Hamilelik ya da doğumda, her müdahalenin hem iyi hem kötü tarafları vardır. Her bireysel durumda, iyi ve kötü tarafın önemi değişkenlik gösterir ve bir karar verilmesi gerekiyorsa, bunun bilgilere dayalı bir karar olması ve tıbbi ekibinizle konuşmanız iyi olacaktır. Diğer seçenekleri gözden geçirmek de önemlidir. Hipnodoğum, tıbbi ekibinizin tavsiyelerini ve deneyimlerini dinlemenin önemini belirtirken, tüm seçenekleri değerlendirir ve hamilelik ve doğumun her aşamasında kullanmanız için size yararlı uygulamalar sunar.

Özel durumlardan dolayı doğumu uzmanların yardımıyla gerçekleştirme kararını verme anlamına gelse bile en mükemmel doğum, annenin ve doğum partnerinin, her aşamada kontrolde hissettiği doğumlardır.

Kıbrıs’ta hipnodoğuma ihtiyacımız var mı?

Kıbrıs Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nın istatistiklerine göre, neredeyse her saniyede, Kıbrıs’ta bir bebek sezaryen doğumla dünyaya geliyor. 2014’te, doğumların %56,9’u sezaryen, %43,1’i ise müdahaleli vajinal doğumlar da dâhil olmak üzere normal doğum olarak gerçekleşmiştir. Bunlara ek olarak, sezaryenlerin  %41,4’ü planlı olarak, %15,5 ise acil sezaryenler olarak meydana gelmiştir.

Annelerin sezaryen doğum istemeleri gerçekten gerekli miydi? Yapılan acil sezaryenlerin tümü de kaçınılmaz mıydı? Annelerin durumu doğal bir doğum gerçekleştirmek için uygun değil miydi?  Yoksa sadece doğumdan mı korkuyordular?

2010 Avrupa Perinatal (gebeliğin son dönemleri ve doğum sürecini kapsayan dönem) Sağlık Raporu’na göre, Avrupa’daki sezaryen doğum oranlarındaki değişiklik, doğuma yönelik yaklaşımlardaki farklılığı yansıtmaktadır. Sezaryen doğumu için risk faktörleri – annelik yaşı veya doğum sayısı gibi – büyük farklılıkları açıklamak için yeterli değildir. Daha büyük yaşlarda meydana gelen hamilelik oranlarının yüksek olduğu ülkeler, farklı olarak hem daha yüksek (İtalya ve Portekiz) hem de daha düşük (Hollanda ve Finlandiya) sezaryen oranlarına sahiptir. Kıbrıs, %52,2 ile en yüksek sezaryen oranına sahip olmuştur (Sağlık Bakanlığı’nın parinatal raporuna göre, bu oran şu anda %56,9’a çıkarak daha da artmıştır), ardından ise %38,0 ile İtalya, %36,9 ile Romanya ve  %36,3 ile Portekiz gelir. Almanya, Lüksemburg, Malta, Polonya ve İsviçre’deki oranlar da %30 ve üzerinde seyretmektedir. Diğer her yerde, bu oranlar %30’un altında gözlemlenmekteydi.  Hollanda, Slovenya, Finlandiya, İsveç, İzlanda ve Norveç’te gerçekleşen sezaryen oranları ise %20 olarak izlenmiştir.

Hipnodoğum, anneleri ve doğum partnerlerini bilgilendirerek hamilelikten itibaren bilgilere dayalı kararlar alıp, böylece daha bilinçli bir ebeveynlik tecrübesi yaşamalarına yöneliktir.  Herkesin, doğum yaklaşımını daha doğal bir hale getirme ihtiyacının farkında olması sonucunda sadece çok gerekli olduğu zaman sezaryen doğumlar yapılacağı için, en sonunda sezaryen doğum oranları azalacaktır.

Makale, Yoga & Doğum’dan Justyna Oratis tarafından yazılmıştır. Rehberimizde bulunan, size en yakın hipnodoğumcuya ulaşabilirsiniz.

 

Yorum Yaz

Yorum göndermek için oturum açmanız gerekiyor.

Scroll To Top